Ana Menü
Anasayfa
Sanat ve Edebiyat
Psikoloji ve Felsefe
Antoloji
Kitap Tanıtımları
Kültür ve Sanat Etkinlikleri
Ziyaretci Defteri
Önemli Adresler
Fotograf Galerisi
Hava Durumu
Galeri
kod parametreleri
 
... Dakika Dakika SİNEMA - TİYATRO - SERGİ - KONSER ve FESTİVAL Etkinlikleri Ayakizlerinde ...
 
Anasayfa arrow Sanat ve Edebiyat arrow Söylencelerin Amaçları
Söylencelerin Amaçları
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Yazar Donna Rosenberg   
Salı, 18 Aralık 2007

Söylencelerin Amaçları 

Temelde söylenceler, ciddi amaçlı eğlendirici hikayeler olarak ortaya çıkmışlardır. Konuların geniş kapsamlı olması, yüzyıllar, bazen de binlerce yıl boyunca yaşamalarını sağlamıştır. Söylencelerin ciddi amaçları, ya evrenin doğasını açıklamak (yaratılış ve bereket söylenceleri) ya da toplum üyelerine, ait oldukları kültüre göre başarılı olmak için gerekli davranış ve tavırları öğrenmektir (kahramanlık söylenceleri ve destanlar).

 

Belirli bir kültür, yeryüzü ve gökyüzünü ayıran ilahi yaratıklardan başlayarak tüm evrenin yaratılışıyla ilgilenebilir. Büyük kültürlerin çoğu başlangıçta bir veya çift tanrının ayırdığı, karmaşa içinde ve şekilsiz bir yığından ibaret olan evreni görüler. Tanrılar, evrensel düzende özel yerlerini alacak şekilde çoğalır ve yaratıcı tanrı, bitkiler, hayvanlar ve insanlar biçiminde olmak üzere yeryüzüne hayat verir.

 

Öte yandan bazı kültürler, sadece kendi topluluklarının köklerini açıklayan ve ulusal ruhu yücelten söylencelerle ilgilenirler. Örneğin Navajo’lar, dört dünya katından besincisine çıkış yolculuğunu anlatır. Benzer şekilde İrlanda Keltler’i İrlanda’nın kuruluşuyla ilgilenirler, Japonlar kendi adalarının yaratılışını anlatırlar ve Yorulbalar kutsal şehirleri İfe’nin ortaya çıkışını betimlerler.

 

Birçok söylenceye göre, bir tanrı tarafından yaratılmış da olsa, insanoğlu mükemmel bir yaratık değildirler. Birçok kültürde yaratıcı tanrı, peş peşe birçok ırkı yaratıp bir tufan sonucu yok eder. Bu tema tüm dünyada görülebilir: Yunanistan’da yazar Hesiodos, Hindistan’da eski Hindu söylenceleri, Orta Amerika yerlileri, Mayaların ve Afrika'da Yorubaların söylenceleri… En geliştirilmiş tufan söylencelerine ise Babil / Sümer’de rastlanır.

 

Bütün kültürlerde, insanların belli yiyecekleri ve madenileşmelerini sağlayacak tarım aletlerini nasıl elde ettikleri anlatılır. Hititlerin Telepinu ve Afrika’nın Dahomey söylencelerinde olduğu gibi bazı söylencelerde, kızdırılmış ve bereketin yediden gelmesi için teskin edilmeleri gereken tanrılar vardır. Telepinu söylencesi, tanrının yardımını sağlamak için kullanılan güçlü, metaforik sihirler içerir. Yunanlıların Demeter ve Persephone söylencesi bir psikolojik karmaşa saha seridir. Başka kültürlerin söylencelerinde insanlara tarımsal yetenekler kazandıran ilahi bir kişiliğe rastlanır. Virakoça, İnka öncesi insanlara daha karmaşık ve Uygar bir yaşam biçimi öğretir. Zuni, Hint ve Çin söylenceleri gibi diğer söylenceler, bereketi yok etmiş bir canavarı öldürerek insanları kurtaran, tarımsal ya da yarı tanrısal bir kahraman kişiliği ortaya koyarlar.

 

Bir toplumun kahramanlık söylenceleri ve destanları, o toplumun üyelerine, uygun tavırları, davranışları ve o kültürün değerlerini öğretir. Bu söylencelerin bizim için özel önemi ve değeri vardır. Heyecan verici bir macera öyküsü olmalarından başka, biz bu söylencelerde çok daha büyük ve görkemli biçimde, ama güçlerimizle olduğu kadar zayıflıklarımızla da kendimizi buluruz.

 

Kahramanlar kendi toplumları için, insan davranışlarının birer modelidirler. Toplumlarına yardımcı olan büyük işler yaparak insanlar için “ölümsüzlük” anlamına gelen ebedi bir üne sahip olmuşlar ve öteki insanlara kendilerine benzeme imkanı vermişlerdir.  İçine düştükleri koşullarda, rakip değer sistemleri arasında yollarını bulmaya çalıştıkları zor seçimler yapmak zorunda kalırlar.

 

Kısmen başardıkları işler ve kısmen de daha düşünceli ve duyarlı insanlar olmalarını sağlayan deneyimlerinden dolayı kahramanlık konumları kazanırlar.

 

Yine de, kahramanlar tüm dünyada aynı özelikler sahip değillerdir. Akhilleus, Odysseus, Gılmamış ve Sigurt, bireylerin çok farklı yollardan ün kazanabileceği kültürlerden gelirler. Bu onlara kendi kişiliklerini ifade etme imkânı sağlar. Buna karşılık, Roma ve Hindu Kültürünün Siyasal, ekonomik ve toplumsal alanlarda insandan beklediği uygun ve dürüst davranış şekli olan “darma”yı her zaman aklında tutmalı ve izlemelidir.

 

Olağanüstü yeteneklere sahip olsalar da kahramanlar kusursuz değillerdir. Onların kahramanlık nitelikleri kadar insani zayıflıkları da  aynı derecede öğretici özelikler taşır. Onların, kusurları herklesin benzer psikolojik ihtiyaç ve çelişkileri olduğundan, sıradan insanların kendilerini onlarla özdeşleştirmelerini sağlar.

 

Büyük kahramanların pek çoğu ölümü kabul edemez. Gılgamış, ölümden öyle korkar ki; ölümsüzlüğün sırrını aramak için çok uzun ve tehlikeli bir yola çıkmayı göze alır. Sonunda elde ettiği başarılarla yetinebilmeyi öğrenir. Akhilleus onurlu bir ölüm ile uzun, sırdan bir yaşam arasında tercih yapmak zorunda kalır. Savaş alanında onurunu yitirdiğini anlayınca, yaşamı seçer  ve ancak bu seçimin  önceden görülemeyecek sonuçları, onun bu kararını değiştirmesini sağlar.Hektor ve Beowulf korkaklık lekesiyle yaşamayacakları için kahramanca ölümü seçmek zorunda kalmışlardır.

 

Pekçok kahramanın tersine Herakles, görevlerini tamamlayınca ulaşacağını bilir. Ama endişesi, alçak bir kraldan emir almayı reddettiği için görevlerinden kaçınmak istemesidir. Odysseus, hayatın süresinden çok niteliğe değer verdiğinden, ölümsüzlük fırsatını geri teper. Kendi ölümlü karısını ve krallığının sorunlarını, çok güzel bir tanrıça ile evlenip sıkıcı bir yaşam sürmeye tercih eder.

 

Kahramanlık söylenceleri, insanların kişisel istekleri ile topluma karşı olan sorumlulukları arasında ki ilişkiyi inceler. Seçim, çoğunlukla can alıcı ama basittir; toplumu kurtarmak için ölümü göze almalı mı? Ölümü göze alan kahraman şan ve şeref sahibi olur, güvenliği tercih eden ise her ikisini de kaybeder. Herakles ve Beowulf birçok canavarı öldürerek dünyayı daha güvenli bir yer haline getirmiş, Kotan Utunnai’nin kahramanı, düşmanlara karşı cesurca savaşarak halkına yardımcı olmuştur.

 

Büyük destanlarda konu aynı, fakat koşullar son derece karışıktır. Bir önder kendi arzularını toplumun ihtiyaçlarının önünde tutarsa, hem birey hem de toplum acı çeker. Agememnon ve Akhilleus, toplumsal şerefin, kişinin kendisine olan saygısının anahtarı olmasından dolayı, bir köle kız yüzünden tartışırlar. Benzer şekilde Lancelot ve Guinevere, aşklarını Kral Arthur‘a olan sadakatlerinin üzerinde tutarak Yuvarlak Masa’yı yok etmiş ve İngiltere‘yi iktidar peşinde koşan yerel yöneticilerin eline düşürmüşlerdir. Aeneas, toplumun ihtiyaçlarını kendi arzularından üstün tutar. Herikisi için de bir trajedi yaratır.  Öte yandan Gassire, kendi arzularını toplum ihtiyaçlarından üstün tuttuğu için ün kazanır.

 

Kahramanlar dış koşullarla olan ilişkileriyle kendilerini belli ederler. Cesurca işler yaparak sonsuz bir ün kazanırlar. Fakat kendi arzularına karşı kazandıkları iç zafer sebebiyle de daha da büyük bir kahramanlık payesi kazanmışlardır. Hektor, Akhilleus‘a karşı olan korkusunu yenmek için daha büyük bir savaşıma girmek zorundadır.  Beowulf‘a ikisi kendine saygı ve toplumda bir yer sahibi olmadan yaşamaktansa şerefli bir ölümü seçtikleri için, yok olacaklarını bile bile kendilerinden daha güçlü bir düşmana karşı savaşırlar.Odysseus ‘un üstün güçleri, müthiş zekası ve kendine olan güveni ona sorunlar çıkarır. Eve dönmeyi ,ancak kendisini gösterme üstünlüğüyle kibirlenme ihtiyacını gemleyerek başarır. Buna karşılık Ketzalkoatl (Quetzalcoatl ) Tezkatlipoka onun kibrini yıktığında yurdunu terk eder.

 

Kahramanların alışılmadık bir doğum ölümsüz anne - baba, aristokrat toplumsal konum ve ilahi destekçiler gibi dışsal özellilerinden dolayı bundan yılgınlığa kapılmamalıyız. Herakles'in babasının Zeus olması sayesinde büyük işler başardığını söyleyebiliriz. Biz de kendi hayatımızda,birinin başarısını ilk anda kişisel yeteneği,cesaret ve azmin yerine şansa bağladığımızda aynı şeyi yapıyoruz.Ancak bu yaklaşımın bize bir yararı yoktur.Her ne kadar bu kahramanlar çok uzun süre önce,bizimkilerden farklı kültürlerde yaşamış iseler de bizim için hala model oluşturabilirler. Bizde sık sık başaramamaktan korktuğumuz işlere girişmek ve çok zor tercihler yaparak ünümüze ve kendimize olan saygımızı riske sokmak zorundayızdır.Bizde yaptığımız iyi işler nedeniyle daima hatırlanacağımız bir şekilde yaşamak isteriz.

 

Bu makale Donna Rosenberg "Dünya Mitolojisi" nden alınmıstır. Düzenlenilmiştir.

Son Güncelleme ( Salı, 15 Nisan 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
 
   
 
 
   
   
 

 üye ol fotografını paylaş sende..!!

Galeriye gitmek için TIKLAYIN

 

 

 

  ayakizleri tanıtım

 

Sponsor

Film izle

Magazin Haberleri

Cemiyet Haberleri

 

             
   

 

copyright © Ayakizleri Sanat ve Edebiyat Toplulugu
2006
Cemiyet Magazin