Ana Menü
Anasayfa
Sanat ve Edebiyat
Psikoloji ve Felsefe
Antoloji
Kitap Tanıtımları
Kültür ve Sanat Etkinlikleri
Ziyaretci Defteri
Önemli Adresler
Fotograf Galerisi
Hava Durumu
Galeri
kod parametreleri
 
... Dakika Dakika SİNEMA - TİYATRO - SERGİ - KONSER ve FESTİVAL Etkinlikleri Ayakizlerinde ...
 
Anasayfa arrow Psikoloji ve Felsefe arrow Mani Dini ve Anadolu Aleviliğine Etkileri
Mani Dini ve Anadolu Aleviliğine Etkileri
Üye Değerlendirme: / 8
Kötüİyi 
Yazar Gülağ Öz   
Cuma, 14 Aralık 2007

         Mani Dini ve Anadolu Aleviliğindeki Etkiler

        Her dinin bir çıkış, bir de yaşam süreci vardır. Bazı  dinler çıkış sürecinden bugünlere büyüyerek gelirler. Bazılarının ise sadece isimlerinden başka bir etkisi kalmaz. Ancak ilk çıkış koşullarında olmaları bir yana, dinler, çeşitli yorumlarla bir yana çekilerek bölünme noktalarına da gelir. Yeryüzünde hiçbir din yoktur ki  insana,  insanın mutluluğuna yönelik olarak doğmasın. Dinler, insanın iç dünyasına yönelik olarak, yani insan-tanrı ilişkilerini belirlerken bir kısmı daha çok insanın sosyal yaşam kurallarını belirler. 

      Bugüne kadar yeryüzüne gelen yüzlerce din ve inançtan çok azı yaşayabilmişken, bazı dinlerin ortada adları olmamasına karşın etkilediği toplumlar oldukça çoktur. Geçmişten günümüze sadece etkileriyle yaşayabilmiş dinlerden biri de MANİ dinidir. Biz bu bildirimizde Mani dininin Anadolu'daki izleri üzerinde duracağız. Etkilerine girmeden önce, Mani dini konusunda hafızalarımızı biraz yoklayınca onun bize hiç de yabancı olmadığını görürüz.
     
Mani dini İslamiyet’ten dört yüz yıl önce, Hıristiyanlık’tan iki yüz yıl sonra ortaya çıkmış, Anadolu menşeli bir dindir. Manihaizm diye de adlandırılır. 
      
Mani dinin kurucusu olan Mani,  Dicle ve Fırat sularının en verimli bölgesinde doğmuştur.  Onun doğrudan Mardin  doğumlu olduğunu söyleyen kaynaklar da var.[1] Mani’nin  doğduğu bölgede çeşitli manastırlar ve değişik dinlerin etkileri vardır. Bunlardan birincisi Hıristiyanlıktır ki  Mani, bu dini dışlamadan ona katkı koyduğunu belirtir[2]. Esasen Manicilik,  başka bir söylemle Manihaizm, Hıristiyanlık ile Zerdüştlük dininin ortasında bir  kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Mani, zaten bu dinleri olduğu gibi benimser. Ancak,  kendi koyduğu  kurallarda maniciliğin bir ışık dini olduğunu da söylemeden geçemez.
     
 Mani'nin 216-277 yıllarında yaşadığı bilinir. Ancak onun  yetiştiği bölgenin Mezopotamya’da  bir çok tanrının ve  tapınağın olduğu da bilinmektedir[3] Mani çocukluğunda hep bu tapınaklarda gezmiş, buraları tanıma olanağı   bulmuş ve iyi de bir eğitim almıştır.  Babası Patti her   ne kadar oğlu Mani’yi  bir yaşında terk etmiş olsa da   ölene kadar onun yanında sadık bir mürit olarak kalmayı   başarmıştır.  Patti aslında Mani için iyi bir örnektir.    Kendisi bir Hıristiyan olmasına karşın bu dinin    dışındaki bütün dinleri de inceleme fırsatı bulmuştur.    Oğlu Mani doğduğunda da Hıristiyan kurallarına göre    vaftiz ettirilmiştir.
    
 Mani’nin doğduğu dönemde Güçlü Roma’nın başında   İmparator olarak zalimliğiyle ünlenen Caracolla   oturmaktadır. [4]  Caracolla her ne kadar   Mezopotamya’nın verimli bahçelerini ve varolan kültürünü    Mani’nin gençliğinde yok etmiş ise de bu yağma sırasında    ölümden kurtulamamıştır. 
      
 Mardine’nin has bahçeleri içinde doğan ve yöre tapınak    ve dini tapınakların  Maniye verdiği haz hiçbir zaman    bir başka yerde verilmezken mani yerinde duramaz. İçini    kemiren şey seyahattir.  Dostlarının ve yakın tüccar    arkadaşlarının kendisine verdiği ekonomik güç ve yol   arkadaşlığı Mani’nin ufkunda yeni şeyler ortaya koyar.     Aradığı ışığı bu gezileri sırasında yakalayacaktır.
      
Manihaizm’le  ilgili ülkemizde yapılmış çalışma çok    azdır. Eldeki kaynaklar da Mani konusunda farklı      mekanlar ortaya koymaktadır.  Barthold Mani konusunda   farklı bir yaklaşımla onun “Arsacid hanedana mensup olup   aslen Hemedanlı iken sonradan Babilonya’ya”[5] geldiğini   söylemektedir.  Mardinli olmasa da bu bölgeye sonradan     geldiği  belirtilmektedir. Yani sonuçta Mani dininin    kurucusu olan Mani bir Anadolulu peygamber olarak    karşımıza çıkmaktadır.
      
 Mani ilk dini terbiyesini bu bölgede aldıktan sonra    Zerdüştlük ve Hıristiyanlık üzerine önemle durmuştur.    Her iki din konusunda yeterli bilgi sahibi olan Mani     daha çok bütün dinlerin kaynağı olan Asya dinlerini    incelemiştir.  Öncelikle İran dinleri olan Mitra,      Zerdüşt,  Mazdek,  Şaman,  Budizm ve Brahmanizm    dinlerinin yanında Platonculuğu da inceleyen Mani   böylece yaşamış ve yaşayan bütün çevre dinler konusunda   bilgi sahibidir. Onun üzerinde durduğu Hıristiyanlık,    Zerdüştlüktür.  Yaşadığı bölge ve yakın çevresi   Hıristiyan olan Mani bu dinleri de incitmeden olduğu    gibi benimseyerek kendi geliştirdiği dini sistemi ortaya  atmış,  dolaştığı yerlerde de zaman zaman bir Hıristiyan  rahip gibi görünmeyi de ihmal etmemiştir.
      
Mani geliştirdiği yeni görüşlerini yaymak için Hindistan   içlerine kadar seyahat etmiştir.  Gezip gördüğü yerlerde   hemen bir dini tapınak ya da kiliseye girip onlar gibi    ibadetini yaptıktan sonra konuşmalarıyla orada    bulunanları büyülemektedir.
    
  Mani dini ortaya çıkışı ile yayılması arasında çok kısa   bir zaman vardır. Mani çevresini çok çabuk etkileyip   onları kendisini desteklemeğe zorunlu bırakıyordu. Bunun    önemli nedenlerinden birisi de   bulunduğu yörenin    mevcut dininin sembollerini aynen kullanması ve kendi    dinini de bu dinin biçimlerine çabuk uydurmasıdır.  Son    yıllarda gerek Çin, gerek Mısır’da olsun bulunan yeni    kaynaklar bu dinin ne derece etkili izler bıraktığını    göstermektedir[6]  

MANİ DİNİNİN ÖZELLİKLERİ 

     Mani ya da Manikezim’de temel felsefe iyi ile kötü,     karanlık ile aydınlık karşı karşıya getirilmiştir. Her    karanlığın karşısında mutlak aydınlık vardır.  İnsan    yaşamının en güzel yönü bu aydınlığı bulmaktır.  Işığa     ulaşmak hedeftir. Mani öğretisinde ödünsüzdür.  Zaten o       da bütün peygamberler gibi ölümün önünde gitmiştir.  Ve     her zaman toplumun önünde bir peygamberin ışık olmasını   savunmuştur.  Bir konuşmasında şöyle haykırmaktan   çekinmez ‘Gerekiyorsa imparatorluğa,  gökyüzü yasalarına     isyan et,  ama kendine,  bilgelik ve tanrısallıktan bir   parça olan içindeki ışığa sadık ol”[7] Bunu da ışıkla   açıklamaktadır.  Aydınlık ve karanlık birlikte vardır.     Her şey zıddını içinde barındırır.  Manicilikte üç an  teorisi  ana ilkelerden birisidir.  Bu ise geçmiş an,    bugün ki an,  ve gelecek an yani dünyanın sonu.  Dünya    ise iyilikler ve kötülüklerden meydana gelmiş    karışımlardır.  İnsan ruhları ışık ve nur parçalarından    meydana gelmiştir.  Bu ise şeytanlar tarafından et ve   kemik zarfları içinde hapsedilmiştir.
  
     Mani dininin temel prensipleri tektir.  Başka şey kabul    etmez.  Bu ise  iki zıt kutbun çatışmasıdır.    Karanlık-aydınlık,  güzel-çirkin,  gece- gündüz,     ruh-madde vb.  Mani’de kötüler ve iyiler mutlak bir     arada bulunacak.  Tanrı insanı bu ayırımda hep iyiyi   bulması için yaratmıştır.  Işık ülkesinde bulunan barış    büyüklük babasıdır.
     
Kötü karanlıklardan ışığın kurtarılması için insanların    mutlak çalışması gereklidir. İnsan arı gibi çalışır, arı    gibi üretirse mutlak ışığa ulaşır.  Bu sonuç ahlak    kaidelerini ortaya koyar. ” cinsi münasebetten kaçınma,     canlı öldürmeme,  vaaz, dua, ilahi okuma günah çıkarma,    oruç tutma vb.  bu şekildeki davranış insanı ışık   dünyasıyla birleştirecektir.  Bu ise aklın dünyadaki      görüntüsü rolündedir”[8] Mani’ye göre insanlığa ışık     parçalarını gösterenler olmuş İsa, Zerdüşt, Burkan     türlü yollardan göstermişler, ancak Mani en büyük ve en      doğru yolu gösteren olmuştur.  Diye inanır taraftarları.     Ancak Mani bu konuda mütevazıdır.  Kendinden önce gelen     din ve peygamberlere son derece saygılıdır.  Hz.  İsa     konusunda şöyle yazacaktır “O’nun çarmıhta acı duya duya     can vermesi,  madde içerisindeki acı duyan ve vatan     özlemiyle yanan ışık parçalarının bir sembolüdür”[9]
      
Mani dini dünyanın yaratılışını ruhların eseri olarak   görür.  İnsanın yaratılışını karanlıklar sultanı şeytana    bağlamaktadır.  Işık tanrısı ise insanın ruhunu    aydınlatarak yüreğine fazlaca iyilik yüklemiştir.  Mani   dinin kuralını şöyle ortaya koymuştur.  Birincisi Mani     dininin koşullarını yerine getiren seçkinler,  ikincisi    Mani’nin on buyruğunu yerine getirmekle yetinen  kimselerdir.  Mani dininin yürütücüleri kesinlikle canlı     bir yaratığı öldürmekten yasak görmüşlerdir. [10]
      
 Mani dini dünyanın  yeni ihtiyaçlarını diğer dinlere    göre daha kolayca kavrar, hiç kimseden yapmak    istediğinden fazlasını istemiyor ve zorlamaya kesinlikle    karşıdır.  O nedenle bilgili insanı kendisine çektiği    gibi cahil ve tembel kimseleri de kolayca etkilemektedir[11]

 

YAYILIŞI VE ETKİLERİ 

 

 

    Mani Dini önceleri İran ve Mezopotamya’da yayılmış,    Hindistan ve Çine kadar uzanıp Afrika ve Batı’da Roma ve   Fransa’ya kadar uzanmıştır.  Sasaniler ve Uygur    Türkleri’nin resmi dini olduktan sonra  uzun bir     yayılışın ardından büyük bir baskı görüp,  gizlilik     içinde  çeşitli dinlerle kaynaşıp adından söz ettirmez    olmuştur.  11. Yüz yıl başlarında Orta Asya’da kendisini    gösteren Mani dini Türkler arasında kısa sürede     kendisini göstermiştir.  Anadolu’ya Türklerle birlikte       giren Mani dini Türkmen göçleriyle Anadolu içlerinde büyük bir  varlık göstermiştir.  Alevileri derinden     etkileyerek daha çok Haydari,  Kalenderi, Cavlaki gibi      tarikatlar arasında rahat bir tavır gösterirken Bektaşi     tarikatı içinde günümüze kadar izlerini kaybetmez.  Bu     gün Anadolu Aleviliği içerisine Mani dininin etkileri  sürmektedir. 

      Manihaizm dünyada en çok yayılan dinler arasında     gösterilebilir.  O’nun yayılışıyla ilgili elde fazlaca    kaynak vardır.  ”Manihaizm 11. asrın ortasından    başlayarak,  Mısır’da Hıristiyan  cemaatları arasında ve   put-perest felsefe mektepleri mensupları içerisinde ve   nihayet Filistin’de ve Roma’da müessir olmağa başladı.     IV. asırda bu dalalet her tarafa yayılmış ve   yerleşmişti.  Şimali Afrika’da 373-382 de    Hıristiyanlığın büyük siması Saint Augustin de bir  aralık bu dalalete sapmıştı”[1] 

 

 

  MANİCİLİĞİN DEVLET DİNİ OLUŞU 

 

 

     Mani dönemini hep kaleme almıştır.  Ancak Mani’den  günümüze ulaşan çok azıdır.  En hızlı yayılıp,  en çok    baskı gören dinlerdendir.  Mani’nin kendi yazmalarında     dünyanın dört büyük imparatorluk arasında bölündüğünü,     bunlardan Romalılar,  Sasaniler,  Çinliler ve Asurlular[2] olduğunu belirtirken kendi kurduğu dinin bu      imparatorluklardan ikisinde önemli ölçüde etkili     olduğunu ne yazık ki göremez.  Ancak bunlardan Sasani    İmparatoru Şapur’a Mani ile ilgili verilen bir raporda    Mani’nin görüşleri tanrı buyruğu olarak sunulur ve      şunlar yer alır. ” Tanrı bildirilerinden dolayı bir     çağdan bir çağa,  tam tutarlılık içinde ortaya konulmuştur.  Bunlar zaman içinde,  Hindistan’da Buda     adlı bir peygamber,  İran’da Zerdüşt ve batıda İsa      tarafından tebliğ edilmiştir.  Neden sonra tanrısal esin     son yıllarda Babil’de değruluk tanrısının habercisi    Mani’yi tarafımdan ortaya çıkartmıştır”[3] dinini kabul ettirmede geç kalmaz.  Şahpur’un desteklediği Mani    Hindistan ve Çin içlerine kadar etkili olmada geç     kalmaz.  Ne yazık ki Şapur’un iki oğlu,  küçük oğul    Hürmüz ile büyük oğul Behrem arasındaki iktidar     çekişmesinin ne yazı ki Behrem’den yana dönmesi Mani     için kötü sonu da getirdi.  Pers ülkesinde dinini     rahatlıkla yayması Behrem’in imparator olmasıyla o acı    sonu da getirmede geç kalmadı.  Mani derisi yüzülerek    öldürüldü.  Yıl 276[4]. Ancak Manici misyonerler onun    davasını Çin’e kadar götürdüler.    Çeşitli kaynaklar Maniciliğin Uygurların resmi dini   olduklarını yazar.  Bu  etki ise Uygurların yıkılışına   kadar devam etmiştir.  Bu konuda Çin kaynakları ve Uygur   kitabeleri ve tapınakları canlı tanıklık yapmaktadır.   ”759 tarihinde tahta çıkan bir Uygur hükümdarı   Manihaizm’i resmi din olarak kabul etmiştir.  Daha V11.    yüzyılda Çine kadar gelmiş olan bu din mensupları V111.  Asırda Çin şehirlerinde hala tesadüf olunuyordu.  762 de   Çinli bir asinin yardım talebi üzerine T’anğ’şarkı   payıtahtını işgal eden Uygur hanı orada bu dinin  büyük   bir ruhanisine tesadüf etmiş ve onun nüfusu altında  Manihaizm’i kabul etmiştir. [5] 

         Bazı kaynaklarda Mani dinini kabul eden hükümdarın adı   bilinmez olarak verilirken  Abdülkadir İnan,  Bu   hükümdarın Bökü Han olduğunu yazmaktadır.” Göktürklerin  elinden egemenliği alan ilk Uygur hakanları (Kül Bilge ve    Moyun Çur) Şamanist idiler.  Uygur hükümdarlarından Bökü  Han 763 de Uygurlar arasına Manihaizm mezhebini   soktu[6]Uygurlardan önce Çin içlerinde yaygınlaşan Mani  dini Ötüken’de Uygur Hanı Bügü’nün Çin'de  yapılan bir   savaşta zaferle çıkması ve  kendisini etkileyen Mani   misyoneriyle birlikte bütün din önderlerini Çin’den   istemesiyle bu din resmen Uygurlarca kabul edilmiş   oluyordu. ”762’nin sonunda  Mani rahipleri Ötüken’e   gelirler.  Kağan Mani dinini resmen devlet dini olarak  kabul eder. Fakat Mani dininin bu kabulüne kağanın  vekillerinden Bağa Tarkan karşı koyar. (Uygur    harfleriyle yazılmış Eski Türkçe bir metin bu olayı   anlatmaktadır)[7] Uygur hakanının Büğü Kağan olduğu bazı  eserlerde de açıkça belirtilmektedir. Daha  7.yüzyılda   Çin’in doğu Türkistan’ı zaptetmesi, kervan yollarının   yeniden açılmasıyla birlikte maniciliğin doğuya doğru  yayılması başlamıştı.  694 de manici misyonerler Çin   sarayına ulaştı ve 732 de çıkartılan fermanla Çin’de bu  dine ibadet özgürlüğü tanındı. Uygur Türkleri 8.   yüzyılda Doğu Türkistan’ı fethedince, Türk önderlerinden  biri(büyük olasılıkla Büğü Kağan) Maniciliği benimsedi  ve 840 da Uygur krallığı yıkılıncaya değin manicilik  devletin resmi dini oldu[8] 

       Uygurlar hakanın buyruğuyla mani dinini kabullenmelerine   karşın , bu dinin  kökleşmesi zaman almıştır.  Hatta   Uygurlar Mani diniyle birlikte kendi din anlayışlarını   da terk etmemişlerdir.  ”Bu din kuzeyden gelen Uygurlar    arasında ancak 840 dan sonra, yani Uygurların Doğu    Türkistan’a gelip yerleşmelerinden sonra kökleşmiş  olacaktır. Bununla beraber Uygur ülkesinde Manihaizm,    Hıristiyanlık ve Budizm ile yan yana Şamanizm de  yaşıyordu”[9]Dönemine ilişkin eski Türkçe metinlerde   Uygurların maniciliği ve Büğü Kağan’ın bu konuda halkına   anlattıkları ve mani dinini nasıl özümsediği ve hatta   kendisinin bu güne kadar halka eziyet ettiği ve bu dile   tanışmasının ardından bu günahlarını sıyırıp atacağını   bizzat kendi ağzından anlatmaktadır[10]

        Mani dininin Türkler arasında yayılması uzun zaman   almıştır.  Uygur Türkleri’nden başka Türk   topluluklarında da etkisini korumuştur.  X.  Yüzyılın   başında Arap tarihçi  El-Biruni bu konuda şunları   yazmaktadır “Doğu Türkleri2nin çoğunluğu, Çin ve   Tibet’te yaşayanlar ve Hindistan’ın bir bölümü Mani   dinine bağlıdırlar”[11] Türklerden başka V.  yüz yılda   Anadolu içlerinde de Maniciliğin önemli ölçüde izlerine   rastlanılmaktadır “ Edessa’da ( bugünkü Urfa) 450   yılında güçlü bir Mani cemaatı mevcuttu”[12]

 

 

MANİCİLİĞİN ANADOLU ALEVİLERİNDEKİ İZLERİ  VE BUGÜNKİ  ETKİSİ 

 

 

       Dünyanın dört bir yanına yayılan mani dini kadar    kovuşturma ve baskı gören başka bir din belki de yoktur.    İsa’nın dininin ilk yıllarında da Hıristiyanlık baskı  ve zulüm görmüştür ancak Manicilik kadar görme olanağı   olmamıştır.  Çünkü yeryüzüne bu kadar hızlı yayılıp  kuralları çeşitli dinlere karışıp kendi varlığının    olmadığı ender dinlerden birisidir.

      Manicilik İslam öncesi Türklerle buluşmuş onların bazı   topluluklarını etkilemiştir. Ancak Türklerin    Müslümanlaşmasıyla da  büyük kovuşturmalara uğramadan da   geri kalmamıştır. Türk toplumları arasında  etkilerinin    olması onların zaman içerisinde bazı  isimlendirmelerle   kamuflaj yaptıkları da bir gerçektir. Bazı Türk    toplulukları kendilerini “gerçek Müslüman biziz, gerçek    kuran bizde var, kuranın özü içe yöneliktir” gibi    örtünmelerle ve bu etkilerin kamuflajını Müslüman    kılıfıyla  yaşamışlardır. Oysa özünde İslam öğelerinden    çok başka öğeler taşırken zorunlu olarak bu gereksinimi    duymuşlardır. Kendilerine “batini” denilmesinin nedeni   de budur. [13]Bugün için Anadolu Alevilerinde yaşayan    birçok manicilik etkileri vardır. Anadolu’ya bu etkiler    12 ve 13.  yüz yıllarında girmiştir. Çeşitli derviş   göçleri içinde bu öğeleri taşıyan guruplar vardır ki  bunlar, Kalenderiler, Haydariler, Işıklar, Cavlakiler,   Yeseviler, Vefailerdir. Bu guruplar süreç içerisinde   Bektaşilik ve Alevilikle kaynaşıp kendi adlarını bu    anlamda ortadan kaldıracaklardır.

      Ahmet Yaşar Ocak’ın şu görüşleri bu etkilerin uzun    zamanlı varlığını göstermeye yetmektedir. ”Budist,  Zerdüşt ve Manihaist rahiplerin Müslüman sufi çevrelere   yabancı olmamaları, hatta onların hayat ve düşünce     tarzlarının bazı çevreler tarafından ilgiyle    karşılanması sonucu, İslam dünyasının o zamanki siyasi    ve içtimai karışıklıklar içindeki durumunun da    katkısıyla, zamanla bir taklit isteğinin uyanması, bize    öyle kolayca reddedilecek bir varsayım gibi gelmiyor. 1X    ve X. yüzyıllarda İran ve Asya içlerine uzanan geniş bir   sahada, içinde yaşadıkları siyasi otoritenin ve toplumun   sıkıntılarından kaçmak isteyen bazı sufilerin, bu   zümrelerinkine benzer, dünyayı umursamayan, fakir ve   tecerrüdü savunan protestocu bir mistik felsefeyi   benimsemeleri çok mümkündü;büyük bir ihtimalle de böyle    olmalıdır. İşte meselenin bu safhasında işin içine    Melamet-Kalenderilik ilişkisi girmektedir ki,  Kalenderiliğin mistik temellerinden birisi de budur.   ”[14]  İşte bu Kalenderilik ki Anadolu Aleviliğinin   temellerinden bir tanesidir. Yine önde gelen   araştırmacılardan  İrene Melikof  da bu konudaki   görüşlerine şunları ekliyor “Aleviler ve Bektaşiler   saran çevreye uyarak, yerli gelenek ve törenlerini    benimseyebilmelerinde öncelikle manicilik etkili olmuştur”[15]Maniciliğin Anadolu Aleviliğinde ismi    yoktur, Aleviler Mani ve Manicilik konusunu da  bilmezler. Ancak isimsiz bu öğeler  bu toplum içerisinde   derinden derine yaşamaktadır. Anadolu Aleviliğinde   İslamda olmayan bir çok öğe yaşamaktadır. Bunlar Anadolu   Alevilerinin tarihsel süreçte çeşitli din ve    uygarlıklardan  etkilendiklerini göstermiştir.

       “Manicilik genelde Anadolu Batıniliğini, özelde Anadolu    Aleviliğini derinden etkiledi. Alevi gelenek   göreneklerinin;bunlar üzerine yapılan Alevi ahlak    ilkelerinin başat kaynağı oldu. Bu kaynaktan belenerek    Aleviler;”ağız-el-gönül” üçlemesini “el-dil-bel”    temizliğini belirten üçlemeye evrilterek; yine   Manicilikte öne çıkartılan sevgiyi, hem inanç alanında   Tanrı’ya ulaşmanın, hem düşünce alanında kardeşliğin,   uzlaşmanın, barışın, eşitliğin kaynağı durumundaki   “aşk”a dönüştürerek, toplumsal ölçekte etik bir  felsefeyi Anadolu toprağında yaşama geçirdiler”[16]

      Gerçekten de Anadolu Aleviliğinde temel kuralların    başında gelen “eline-diline-beline” önemli bir yer    tutmaktadır. Yine kadınlı erkekli Ayın-i cemlerin    Anadolu’ya taşınmasında maniciliğin etkileri olmuştur.   [17] Mani misyonerleri her zaman bir lokma bir hırka   anlayışında dolaşarak dinlerini yaymaktaydılar. Bizde    Anadolu Aleviliğinin temelini oluşturan Kalenderiler de    aynı amaç ve kılıkta dolaşan dervişlerdi. Mani dini  adamları evlenmekten kaçınırlar, Anadolu     Alevi-Bektaşiliğindeki mücerretlik buradan gelmektedir.    Mani din adamlarında şehvet duygusuna kapılma yoktur.    Ağızlarından incitici bir söz çıkmaz. Bazı Anadolu    Bektaşi geleneğinde bu “fakire diye açıklanır ki her   şeyin doğrusunu yapan, kendisini hiçbir varlık olarak   görmeyen bütün  dünyalıklardan arınmış, temiz ve pak  olmuş, benlik duygusunu yıkmış kimsedir. Ellerine asla   haram almazlar. Üretmeden tüketmeye karşıdırlar. Bizim   Bektaşi ocaklarındaki sistem de budur. Manicilikte asla  bıyık kesilmez, sakal gerektiğinde uzatılır. Anadolu   Aleviliğinde de böyledir.

      Manicilikte din adamlığı babadan oğula geçer. Anadolu  Aleviliğinde de Dedelik Babadan oğula  geçmektedir.  Müslümanlıkta din adamlığı babadan oğula geçmez. Bu olay   hem eski Şamanlıkta hem manicilikte hem de Anadolu  Aleviliğinde mevcuttur. 

       Manicilikten geçtiği kesin olarak bilinen   “eline-diline-beline” ilkesi Alevi Bektaşi ahlak   kurallarının temelidir.  “elini tek, dilini pek, belini   bek tut” Bektaşiliğe giriş törenlerinde önemsenir. Ve bu   sadece önemsenmekle de kalmaz. Denenir. Bektaşiliğe   sülük edecek bir kişinin önce dört kapı kırk makam   kuralları anımsatılır. Elinden, dilinden, belinden   dolayı bir hata yapmaması öncelikle söylenir ve bunun    bir yaptırımı da  söylenmeden yapılamazdı. Gelme,     gelme, dönme dönme gelenin malı, dönenin cani, bu yol    öyle çetin bir yoldur ki demirden leblebi yiyemezsin,     ateşten gömlek giyemezsin. İşte Mani din adamlarındaki  inanç ve kararlılık, Anadolu Alevi Bektaşilerinde de bu     şekilde formüle edilmiştir. 

       “Alevi buyruğu sadece seçilmişlere benimsetilmiş “üç  mühüre başvurur. Ancak taliplere de daha yumuşatılarak  ağız mühründe her kötü sözü,  el mühründe başkasına    zarar vermeme, bel mühründe ise her türlü yasak cinsel   ilişkiyi cezalandırır. Bu ise Mani öğretisinin Anadolu   yansımasıdır. [18] Anadolu Aleviliği’nde ay ve güneş çok   kutsal öğelerdir. Öyle ki “ay Ali, gün Muhammed” söylemi    her alevi insanin  söylemidir. Manicilikte de ay ve    güneş kutsal öğeler olarak karşımıza çıkmaktadır   “Manicilikte dua öğle, akşamüstü, gün batımından sonra  üç kez zorunlu yapılı Gündüz dualar güneşe dönülerek,   geceleri ise aya bakılarak dua edilirdi”[19] Anadolu  Aleviliği’nde ise akşamları ayın ilk görülmesiyle   birlikte hemen duaya durulmaktadır. Bu ilkelerde bile   şaşırtıcı benzerlik mevcuttur.

       Anadolu Aleviliğinde ocak kavramının kutsallığı çok     önemlidir. Ocak ve eşiğe büyük saygı gösterilir ve    kutsal  olarak görülür. Her Türk aile yapısında ocak    konusu büyük önem taşımaktadır.  Ocağa su dökülmez, ocak    kendiliğinden sönmesi beklenir. Şiddetli yağmurlarda bir   felaketin önlenmesi için ocak demiri dışarı atılır.   Hatta ocağın hiç sönmemesine dikkat edilir. Bu ocak   kutsallığı konusunda İttihat ve Terakki döneminin  araştırmacılarından Baha Said Bey 1926 yılında  yayımladığı makalesinde şunları yazmaktadır. ”Türk  ailesinin  ana-baba-oğul  unsurlarından mürekkep bir  ocak oluşturmaktadır. Bu ocak geleneği  ve töresi  Manikeizm, Mazdeizm Taoizm ve Budizm’den geçmiştir[20]  

       Anadolu Aleviliğinin çeşitli kesimlerine kültürel olarak etki eden manicilik tahtacı Alevilerine de şu şekilde  bir etki yapmıştır. Bir tahtacı köyünde bir ailenin yeni   bir çocuğu doğduğunda ortaya bir kütük atılır. Köyün  yetişkinleri bu kütüğün etrafında toplanarak  dayanışmalarını gösterirler. Herkes gücüne göre ne kadar   katkı koyması gerekirse kütüğün üstüne atarlar. Sen az    koydun ben fazla koydum tartışması asla yapılmaz.    Sonuçta yeni yetişecek çocuğa toplumsal bir katkıdır. 

 

 Makalemizi bir Mani duasıyla noktalamak  istiyorum.

 

Tanrım, bu yiyeceği hazırlamak için, toprağı, bitkileri

ve diğer yaratıkları gücendirmek gerekti. Ama bunu 

yapanların insandaki ışığı beslemekten ve senin sözünü 

yaşatmaktan başka niyetleri yoktu. [21] 

 

       KAYNAKÇA:

 

[1] W.Barthold, F.Köprülü; İslam Medeniyeti Tarihi.DİY.yay.1977 s.86

[2] Amin Maalof, Işık Bahçeleri s.95

[3] H.C.PuechManihizm, Paris 1941.s.59

[4] Annamane Sehimmel, Dinler Tarihine Giriş.s.95

[5] W.Barthold, F.Köprülü, İslam Medeniyeti Tarihi s.96

[6] Abdülkadir İnan, Eski Türk Dini Tarihi s.9

[7] Şinasi Tekin, Age.s.6

[8] Ana Brritanica, Manicilik maddesi s.283

[9] Abdülkadir İnan,  age.s.9-10

[10] Şinasi Tekin, age.s.10-11

[11] Thamas, Işığın oğlu Mani ve Düalist Gnosis, İnternet yazısı s.6

[12] St.Ephrem, Aktaran  Thomas agy. S.7

[13] Amin Malof Işık Bahçeleri s.18

[14] Age.s.19

[15] Age s.10

[16] Age.s.30-32

[17] İslam Medeniyeti Tarihi, F.Köprülü-Wbarthold, s.87

[18] Annamarie Sehimell, Dinler Tarihine Giriş, Manikeizm  s.95

[19] Amin Malof, Işık Bahçeleri s.217

[20] Şinasi Tekin, Mani Dininin Uygurlar Tarafından  Devlet Dini Olarak Kabul Edilişin 1200.Yıldönümü  nedeniyle Bir kaç Not (762-1962)Türk Dili Araştırmaları  Yıllığı-Belleten 1962 den ayrı basım.s.3

[21] Age.s.5

     Gülağ ÖZ, Mani Dini, Yayımlanmamış dinler tarihi  adlı dosyası 

Son Güncelleme ( Çarşamba, 09 Nisan 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
 
   
 
 
   
   
 

 üye ol fotografını paylaş sende..!!

Galeriye gitmek için TIKLAYIN

 

 

 

  ayakizleri tanıtım

 

Sponsor

Film izle

Magazin Haberleri

Cemiyet Haberleri

 

             
   

 

copyright © Ayakizleri Sanat ve Edebiyat Toplulugu
2006
Cemiyet Magazin