Ana Menü
Anasayfa
Sanat ve Edebiyat
Psikoloji ve Felsefe
Antoloji
Kitap Tanıtımları
Kültür ve Sanat Etkinlikleri
Ziyaretci Defteri
Önemli Adresler
Fotograf Galerisi
Hava Durumu
Galeri
kod parametreleri
 
... Dakika Dakika SİNEMA - TİYATRO - SERGİ - KONSER ve FESTİVAL Etkinlikleri Ayakizlerinde ...
 
Anasayfa arrow Sanat ve Edebiyat arrow isimsiz
isimsiz
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Yazar ceren   
Çarşamba, 18 Haziran 2008

isimsiz 

Imagesöylenecek pek bişey yok. kimlerin ne için yittiklerini biliyoruz. yitirilenler, yitirenler ve yitirmemize neden olanlar hala nefes alıyorlar...

44 yaşında bir çocuk…

              Gecedir günü emziren. Sizin için nasıldı 12 Aralık gecesi, nasıl uğurladı sizi ertesi güne? Seviştiniz mi, dünya işlerini mi düşündünüz, nasıl planlar yaptınız, hangi uğursuzluk sizi teslim almaya çalışıyordu ki, içerde uyuyan çocuğunuzu düşünerek onurlu bir “hayır” biriktirdiniz? Kalkıp baktınız mı kentinize, ne çok ev ne çok insan dediniz mi? Hayatlara dokunmak istediniz mi? Bir kedere ortak olmaya, bir sevince kadeh taşımaya niyetlendiniz mi? İhmal ve ertelemelerinize, nasıl gerekçeler buldunuz?

 

            Dün 13 Aralık’tı…

            Herhangi bir gündü. Bir çaydanlık tüttü kendince. Bir kepenk, gerinerek açıldı. Bir memur, yetmeyen maaşının öfkesini, yakası buruşuk gömleğine yükledi. Bir çocuk heyecanlandı, okulda “andımızı” söyleteceği için. Kimisi için bir sözleşme günüydü, kimi için hasta ziyaret günü. Görmediğimiz yerlerde, tahayyül edilmez zamanlara ve mekanlara sıkışmış birileri de vardı mutlaka. Evler uyandı, sokaklar, vapurlar, trenler uyandı. Köylerin, kasabaların, kentlerin yürekleri atmaya başladı. Siz de karıştınız hayatın hayhuyuna.

            Öylesine bir 13 Aralık günüydü, öyle mi?

            13 Aralık 1980 günüyse, bir iç Anadolu ayazı dolaşıyordu, hapishane avlusunda. Soğuk tahta, soğuk ip, soğuk yürek kardeşliğinin uğursuzluğu, takvimi ele geçirmiş ve 13 Aralık sıradan bir gün olmaktan çıkmıştı. Bu dünyadan olmayan cellat, düştüğü boşlukta darağacına yaslanarak, ayakta durmaya çalışıyordu. Duvarların arkasında sessiz insanlar vardı, avluda koşuşturan birkaç insan. Çareyi ve gücünü tüketmiş iki avukat, hazin sona tanıklık edecekti.

            İçerde küçücük bir hücre vardı, elektrik kablosunu dışarıya almışlardı, idamlık intihar etmesin diye. Bu ironinin kimse farkına varmadı. Herkes bir görevi yerine getirme telaşındaydı.

            Yaşasaydı, bugün 44 yaşında olacak bir çocuk göründü, avlunun girişinde. Kefenin beyazı beyazlığından utandı, kış güneşi desen, kırık dökük kızıllığından.  Geceyi nasıl geçirmişti; tanıkların yazdıklarını okumalı.

            Yargılama mı daha kısaydı, idam mı? Üç duruşma mı daha törenseldi, idam mı? Hukuk mu utandı, idam mı? İşte bu soruları bile dillendirmeye izin vermedi cellat.            

 Bir 13 Aralık günü, vicdan sustu, insanlık sustu, ölüm konuştu. Takvimi yırtsan ne yazar, hayat kanatırken belleği?

            27 yıl sonra, bir hazin sayfa, neden kederle anımsanır? Üstelik artık idam olmayan, olmaması gereken bir ülkede, niye iç karartılır?

            Neden mi?

            Unutmamayı anımsamak, boş vermişliğin sıcak yatağından daha kötü sabahlara uyanmamak, dünyanın en güzel ülkesinde dolaşırken, çalınmış ne kadar günümüz varsa, hepsini geriye almaya karar vermek için.

            Kimseler sormasa, çocuklar sorar da, onun için…

 

           

Son Güncelleme ( Çarşamba, 18 Haziran 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
 
   
 
 
   
   
 

 üye ol fotografını paylaş sende..!!

Galeriye gitmek için TIKLAYIN

 

 

 

  ayakizleri tanıtım

 

Sponsor

Film izle

Magazin Haberleri

Cemiyet Haberleri

 

             
   

 

copyright © Ayakizleri Sanat ve Edebiyat Toplulugu
2006
Cemiyet Magazin