Ana Menü
Anasayfa
Sanat ve Edebiyat
Psikoloji ve Felsefe
Antoloji
Kitap Tanıtımları
Kültür ve Sanat Etkinlikleri
Ziyaretci Defteri
Önemli Adresler
Fotograf Galerisi
Hava Durumu
Galeri
kod parametreleri
 
... Dakika Dakika SİNEMA - TİYATRO - SERGİ - KONSER ve FESTİVAL Etkinlikleri Ayakizlerinde ...
 
Anasayfa arrow Sanat ve Edebiyat arrow beyaz kadın
beyaz kadın
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Yazar ceren   
Salı, 17 Haziran 2008

 

kağıt üzerine, kağıt sözcüğünü kullanmadan yazılan öykücük.

Image      Yazamadığını fark etti. Tam üç saattir bu masanın başında oturmuş bir şeyler karalıyordu ama sayfaya tekrar göz gezdirdikten sonra güzel olmadığını düşünüyor yırtıyordu.  ‘Belki de biraz ara vermeliyim’ dedi kendi kendine. Ayağa kalktı çalışma  masasının arkasındaki ceviz konsolun sol gözünde her zaman bulundurduğu viskisini çıkardı ve bardağa boşalttı. Bu onu her zaman rahatlatırdı. Bardağın ağzında parmağını gezdiriyor ve yazacağı konuya nasıl bir giriş yapması gerektiğini düşünüyordu ki kapı zili ile irkildi. Sanki biri ona seslenmiş gibi kapıya baktı. Ev uzun süredir sessiz ve ürkütücüydü. Fazla ışıktan rahatsız olduğu ve çalışma odasından başka yerde durmadığı için sadece masa lambasını açar ve loş ışıkta çalışırdı. Her zamanki ağır adımlarıyla  odadan çıktı ve kapıyı açtı. İri yarı, sert bakışlı bir postacıydı gelen ve ıslanmıştı. Zarfı uzatan kalın ve kıllı parmaklarının arasından buruşmuş derisini gördü, elli yaşlarında olmalı diye düşündü. Teşekkürüne cevap vermeyen postacı yine hiç konuşmadan merdivenlerden indi hızlıca. Kapıyı kapadıktan sonra zarfın üzerine kısaca göz gezdirdi. Zarfı masanın üzerine koydu ve açmamaya karar verdi az çok tahmin edebiliyordu içinde neler yazıyor olduğunu. Uzun ve köşeli parmaklarıyla kavradığı kristal bardağı dikti kafasına ve bir tane daha doldurup caddeye bakan pencerenin önünde durdu. Pencerenin  üzerindeki aksine baktı, şakakları bembeyazdı ve yüzündeki çizgiler eskisinden daha belirgin görünüyordu.  Hafif bir yağmur vardı dışarıda ve öğle saatleri olmasına rağmen gökyüzü koyu bir grıye bürünmüş, akşam olmuş gibiydi. Karısını düşündü; onu özlemişti ve ihtiyacı vardı. Şimdi yanında olsa viski yerine şarap içiyor olurdu ve birlikte film izledikten sonra usulca kollarında uyuyakalırdı. Onu yatırdıktan sonra tekrar buraya, çalışma odasına gelecek belki sabaha kadar çalışacak ve karısını işe gitmek üzere uyandırıp kendi yatacaktı yatağa tek başına. Düşünmekten alamıyordu kendisini o her şeyi ihmal etmişti ama bunu daha yeni fark ediyordu. Hiç şikayet etmeyen, biraz alaycı biraz sitem dolu gülen, konuşmayan, insanın içini erinçle dolduran bir karısı vardı. Fark edememişti ona olan ilgisizliğini o gidinceye kadar. Şimdi ise varken varlığını bile hissetmediği karsının yokluğunu o kadar derin yaşıyordu ki yazamıyordu. Üç gündür tek sözcük yazamamış olmasına şaşırıyordu.

         Çocukluğundan bu yana derin bir bağlılığı vardı yazı yazmaya hele o sayfaları koklamayı, dokunmayı, onun aracılığı ile bütün duygularını, kavgalarını, sevdalarını, acılarını  ifade etmeyi ve onu  kadını gibi görmeyi öylesine kanıksamıştı ki gerçek yaşamını ve görevlerini unutmuş kendini bu ağaç kokan, ona göre hala yaşayan ama ölü, kadını gibi gördüğü ve kalemiyle sevişmesine her seferinde tanık olmasına rağmen keyifle izleyen bir koca olmuştu. Gerçek karısının yerine koyduğu ve yaşamının bütün güzelliklerini onun yanında tattığı, onunlayken öğrendiği, onun üzerinden okuduğu, onun üzerine yazdığı, onun üzerine parmak uçlarıyla dokunurken düşündüğü, ürettiği, keşfettiği o bembeyaz saf kadını istediği gibi şekillendirebiliyordu. Giysisini beğenmediğinde onu silgisiyle soyabiliyor kalemiyle tekrar başka bir kıyafet giydirebiliyordu. Konuşmuyor, kızmıyor, eleştirmiyordu onu nasıl isterse öyle oluyordu nasıl düşünürse öyle. Dahası o  nasıl duyumsarsa beyaz kadını da öyle duyumsuyordu. Şimdi ise ilk defa eline almak dokunmak göz gezdirmek düşünmek çözüm bulmak istemiyordu. Hayatındaki tüm başarılarını kaydeden, hayatındaki tüm başarılarının nedeni olan şey şimdi ona en büyük kaybını da vermişti. Onun yalnızlığa, sessizliğe gömüleceği, terk edildiği, yazılıydı çünkü üzerinde. Bu beyaz, saf kadın siyah kötü bir kadına dönüşmüştü birden bire. Tüm kasları gerildi. Elinden bırakmadığı, dokunmaktan kendini alamadığı bu beyazlıktan bu incelikten korkuyordu şimdi. Dokunmaya cesareti yoktu.  Düşündü. Bir bardak daha içmeye karar verdi. O bir yazardı. Yaşama dair nasıl her güzelliği yaşattıysa bu ince beyaz kadın, elbette acısını da yaşatacaktı. En iyi de o yaşatırdı zaten. En sevdiği verirdi ona en büyük acıyı. En sevdiği söylerdi ona en kötüyü ve en sevdiğinin üzerine yazılacaktı bu dünyadan gittiğinde defin işlemleri. Bu beyaz kadınla ya bir kez daha sevişecek ya da bir daha hiç dokunamayacaktı. Bardağını doldurdu ve bir kez daha dikti kafasına, işte şimdi bir şeyler yazabilirim belki diye düşündü. Sandalyesini masasına iyice yaklaştırdı ve oturdu, zarfı notluğunun arasına sıkıştırdı, kafasını kaldırdığı an zarfla karşı karşıya gelmek ona daha fazla acı verecek ve yazabilecekti. ‘Hayır bu benim acım değil, bu beni paylaşamadığı ve paylaşımına son vermek için yine kıskandığı kadını bana yollayan karımın acısı.’dedi. Bundan sonra gerçek karısı onu her duyumunda yalnız bırakmayan, ellerinden düşmeyen, kaleminin ve ellerinin izini, kokusunu taşıyan bu narin ve beyaz kadın olacaktı. Tebliği buruşturup ahşap çöp kutusuna attı ve  terk edilişini gerçek karısıyla kutlamaya başladı.

 
Son Güncelleme ( Çarşamba, 18 Haziran 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
 
   
 
 
   
   
 

 üye ol fotografını paylaş sende..!!

Galeriye gitmek için TIKLAYIN

 

 

 

  ayakizleri tanıtım

 

Sponsor

Film izle

Magazin Haberleri

Cemiyet Haberleri

 

             
   

 

copyright © Ayakizleri Sanat ve Edebiyat Toplulugu
2006
Cemiyet Magazin