Ana Menü
Anasayfa
Sanat ve Edebiyat
Psikoloji ve Felsefe
Antoloji
Kitap Tanıtımları
Kültür ve Sanat Etkinlikleri
Ziyaretci Defteri
Önemli Adresler
Fotograf Galerisi
Hava Durumu
Galeri
kod parametreleri
 
... Dakika Dakika SİNEMA - TİYATRO - SERGİ - KONSER ve FESTİVAL Etkinlikleri Ayakizlerinde ...
 
Anasayfa arrow Sanat ve Edebiyat arrow Lev Nikolayeviç Tolstoy
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Üye Değerlendirme: / 3
Kötüİyi 
Yazar Şahin   
Cuma, 09 Kasım 2007

Tolstoy'un yaşamı

Lev Nikolayeviç Tolstoy, 9 Eylül 1928`de Tula`da, ailesine ait Yasyana Polyana Malikanesi`nde zengin bir toprak sahibinin oğlu olarak doğdu. Küçük yaşta öksüz ve yetim kalınca , eğitimi için Kazan`a halalarının yanına gönderildi. Daha bu yaşta Pascal, Platon, Dickens gibi klasikler okumaya başladı ve kendine bir yaşam felsefesi belirlemeye karar verdi. 1843`te doğu dilleri okumak üzere Kazan Üniversitesi'ne girdi, kısa süre sonra Hukuk Fakültesi`ne geçti. 1847`de burayı da yarım bırakarak Yasyana Polyana`ya geri döndü. 1851`de, 23 yaşındayken, düzensiz hayatının yarattığı boşluk duygusuna son vermek ve alacakaranlıklarından kurtulmak için orduya yazıldı. 1854-55 arası Kırım`da topçu teğmeni olarak savaştı. Bu dönemde Otobiyografik eserler olan “Çocukluk” , “İlk Gençlik” ve “Gençlik” i, ayrıca “Tipi”, “İki Süvari Subayı” ve “Toprak Ağasının Sabahı”nı yazdı. Bu ilk başarılarından sonra kendini edebiyata adamaya karar verdi. Savaştan sonra St. Petersburg`a gitti, fakat burada birini radikal demokrat Çernişevski , diğerini muhafazakar liberal 1. Turgenyev`in temsil ettiği iki edebi kampla da anlaşamayarak 1857`de İsviçre, Fransa ve Almanya`yı kapsayan bir seyahate çıktı. Bu dönemde eğitim kurumlarıyla ilgilenmeye başladı. Ve Rusya'ya dönerek köylü çocukları için bir okul açtı. 1860`da ikinci bir Avrupa seferine çıktı ve buradaki eğitim kurumlarını ayrıntılı şekilde inceledi. Aynı dönemde batının yapay ve maddesi uygarlığını insanı bozan bir etken olarak görmeye başladı.

Lev Nikolayeviç Tolstoy, 9 Eylül 1928`de Tula`da, ailesine ait Yasyana Polyana Malikanesi`nde zengin bir toprak sahibinin oğlu olarak doğdu. Küçük yaşta öksüz ve yetim kalınca , eğitimi için Kazan`a halalarının yanına gönderildi. Daha bu yaşta Pascal, Platon, Dickens gibi klasikler okumaya başladı ve kendine bir yaşam felsefesi belirlemeye karar verdi. 1843`te doğu dilleri okumak üzere Kazan Üniversitesine girdi, kısa süre sonra Hukuk Fakültesi`ne geçti. 1847`de burayıda yarım bırakarak Yasyana Polyana`ya geri döndü. 1851`de, 23 yaşındayken, düzensiz hayatının yarattığı boşluk duygusuna son vermek ve alacakaranlıklarından kurtulmak için orduya yazıldı. 1854-55 arası Kırım`da topçu teğmeni olarak savaştı. Bu dönemde Otobiyografik eserler olan “Çocukluk” , “İlk Gençlik” ve “Gençlik” i, ayrıca “Tipi”, “İki Süvari Subayı” ve “Toprak Ağasının Sabahı”nı yazdı. Bu ilk başarılarından sonra kendini edebiyata adamaya karar verdi. Savaştan sonra St. Petersburg`a gitti, fakat burada birini radikal demokrat N. Çernişevski , diğerini muhafazakar liberal 1. Turgenyev`in temsil ettiği iki edebi kampla da anlaşamayarak 1857`de İsviçre, Fransa ve Almanya`yı kapsayan bir seyahate çıktı. Bu dönemde eğitim kurumlarıyla ilgilenmeye başladı. Ve Rusyaya dönerek köylü çocukları için bir okul açtı. 1860`da ikinci bir Avrupa seferine çıktı ve buradaki eğitim kurumlarını ayrıntılı şekilde inceledi. Aynı dönemde batının yapay ve maddesi uygarlığını insanı bozan bir etken olarak görmeye başladı.

Rusya`ya döndüğünde serflik kaldırılmıştı. Tolstoy, kendi bölgesinde eski serflerle toprak sahipleri arasındaki toprak ve borç anlaşmazlıklarını çözmek üzere yargıçlık görevini üstlendi. 1862 yılında komşu çiftliğinin sahibinin kızı olan Sofya Andeyevna Bers’le evlendi ve bu evliliğinden on üç çocuğu oldu. Bu dönemde yazar, “Kazaklar”, “Sivastopol Hikayeleri” ve belkide en büyük romanı olan “Savaş ve Barış”ı yazdı. Ancak aile hayatının sevinçleri Tolstoyù huzura kavuşturmaya yetmiyordu. 1875`ten sonra yıldan yıla artacak bir bunalıma girdi. 1877`de yayınlanan ikinci büyük romanı “Anna Karenina” bu bunalımın izlerini taşır.

Tolstoy, 1880`den sonra Ortodoks Kilisesi`ni, Hristiyanlıktaki ölümsüzlük düşüncesini ve her türlü siyasal iktidarı yadsıyan, kendine özgü bir tür hristiyanlık anarşizmi geliştirmeye başladı. Düşüncelerini açıkladığı “Dogmatik Teoloji`nin Eleştirisi” , “O Halde Ne Yapmalıyız?” ve “Tanrı`nın Hükümdarlığı Kendi İçimizdedir” adlı makalelerinin yayınlanmasından sonra 1901`de Kilise tarafından aforoz edildi. Bu dönemde yazdığı “Ivan Ilyiç`in Ölümü” , “Kroyçer Sonat”, “Hacı Murat” , “Diriliş” gibi eserleri , aynı manevi arayışa , ahlaksızlıkla suçladığı sanatı dogmalar ve mucizeler üreten Kilise`yi yadsıyışına işaret eder. 1900`lerden itibaren bir yandan mülkiyet konusundaki radikal fikirleri nedeniyle ailesiyle arası açılırken, diğer yandan aydın Rus gençleri arasında giderek daha çok tanındı. Bu ikisi , derin bunalımını ve manevi yalnızlığını artırdı. 1910`da ailesini terk etmeye karar vererek yanında en küçük kızı ve doktoruyla yola çıktı. Ancak birkaç gün sonra Astapovo tren istasyonunda zatürreden öldü.

 Tolstoy'u büyük yapan

Tolstoy, eserlerinde, insanın maneviyatını birikimleriyle göz önüne sermekte çok güçlü bir kaleme sahiptir. Soyut olayların resmini çizerek somutlaştırmakta virtüöz; ki yazara sihirli bir ayna diyebiliriz. Gözlemciliği, romanları sadece roman olarak okunsa bile, tüm görkemiyle gözler önündedir. İnsan davranışları hakkında müthiş bir tutarlılık çizer. Eserlerinde hayatı boyunca inandığı ve çoğu kişinin aslında farkında olup, isim koyamadığı değerleri tüm ustalığıyla insanlara yansıtmıştır. Karakter zenginliği ve bu karakterlerin gerçek hayat gibi ayrı ayrı yaradılışta ve felsefede olması, eserlerini birer “YAŞAM BELGESELİNE” çevirir. 

İnsanların sonuçlarını tahmin etmeden yaptıkları hataların sonuçlarını acı bir ilaç gibi masaya koyar. Eserlerinde özellikle bahsettiği ve değinmek istediği ana tema “Vicdandır”. Vicdana özel bir yük daha bindirir ve insanın dizginlerini vicdanın eline verir Tolstoy. Bir insan terbiyecisi de diyebiliriz bu büyük yazar ve düşünür`e. Bundan sonra yapacağınız en küçük hareketlerde bile aklınıza romanlardan bazı kesitler gelebilir ve aynaya baktırıp düşündürebilir. O kendinden önce gelmiş geçmiş tüm edebiyatçı ve filozofların girmeyi akıllarına dahi getiremedikleri bölgeye girer ve egemenliğini alır.

Tolstoy, özellikle içinde bulunduğu Aristokrat çevrenin ahlaksızlığına, ayak oyunlarına ve zenginliklerindeki sefalete değinir. Ülkesine tam bir objektif göz olarak bakar. Bu yansız tutumuyla ülkesini tüm iyilikleri ve kötülükleriyle insanlığa tanıtır.

Tolstoy, kendi omuzlarına bir ahlak öğretmenliği yükü asmıştır ve hayatı boyunca bu değerlerini, kendi çıkarlarından da vazgeçerek korumuştur. Denebilir ki, ahlak kavramı Tolstoy`la başını dimdik kaldırır, düşen omuzlarını tekrar dikleştirir.

Kiliselerin çıkarları amacıyla ve kulaktan kulağa rivayet edilerek yozlaştırılan hristiyanlığa , at gözlüklerini atarak başkaldırır ve ülkesine baktığı objektiflikte dine bakar. Tüm yozlaşmışlıklara mantığını baraj olarak çeker, Tanrı`nın ona kullanması için verdiği aklı kullanır ve Tanrı`yı kendi mantığıyla arar. Bir çok makalesinde bu fikirlerinin izlerine rastlanabilir. Hristiyanlıktan afaroz edilmesi de bu sebebe bağlanır. 

Tolstoy'dan vecizeler

Af dileyen, kendi kendini itham eder.

Aşk, kızıl gibi geçirilmesi gereken bir hastalıktır.

Bekleyebilen için herşey iyi sonuç verir.

Bir insanı, bulunduğu mevki ile değil, göz koyduğu mevkiyle ölçmelidir.

Güzel olan sevgili değil, sevgili olan güzeldir.

Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür, ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.

Hırsları kökünden atmak mümkün değildir. Onları sadece asıl ülkülerine doğru yöneltmeğe çalışmalı.

İnanç, hayatın kuvvetidir.

İnsanlar seni, istedikleri kadar bilsinler, ama kendi kendini aldatabilir misin?

Öyle davran ki, senin iraden kendini bir kanun koyucu gibi hissetsin. Öyle davran ki, bu davranış yanında insanlığı bir araç değil bir amaç olarak göresin. Öyle davran ki, senin iradenin bir kanun gibi genel geçerliliği olsun.

Savaş, mızraklı, trampetli bir bayram değildir. Onun manzarası kandır. Ölümdür.

Tarihin konusu, kavimlerin ve insanların hayatıdır.

"İnsanoğlu'nun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payi gerçek kişiliğini gösterir, paydasi da kendisini ne zannettiğini, payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür."

Mutluluğu ihtiraslarda değil kendi yüreğinizde arayın. Mutluluğun kaynağı dışımızda değil içimizdedir.

Büyük eserleri

Savaş ve Barış

Yaşama sunulmuş bir destan olarak adlandırılır. Virginia Woolf kitabı okuduğunda; Tolstoy`a "Gelmiş geçmiş en büyük Romancı, Savaş ve Barış`ın yazarı hakkında daha başka ne söylenebilir ki?" demiştir. Yazdığı en büyük kitabıdır. Orijinali 6 ciltten oluşur. Gözünüzde büyütmeyin kendinden akıp gidiyor. Napoleon savaşları sırasındaki olayları ve Rusya`nın halini anlatır. 

Anna Karenina

“Anna Karenina, benim okuduğum en mükemmel, en kusursuz, en derin ve en zengin roman. Tolstoy’un her şeyi gören, herkesin hakkını veren, hiçbir ışığı, hareketi, ruhsal dalgalanmayı, şüpheyi, gölgeyi kaçırmayan, inanılmayacak kadar dikkatli, açık, kesin ve zekice bakışı, bu romanın sayfaları çevirdikçe okura, “evet, hayat böyle bir şey!” dedirtir. Yarıştan önceki bir atın diriliğini, mutsuz bir bürokratın yavaş yavaş düştüğü yalnızlığı, bir kadın kahramanının üst dudağını, bir büyük ailedeki dalgalanmaları, hep birlikte yaşanan hayatlar içinde tek tek insanların inanılmaz ve hayattan da gerçek kişisel özelliklerini Tolstoy mucizeye varan bir edebi yetenek, hoşgörü ve sanatla önümüze seriverir. Roman sanatı konusunda eğitim için okunacak, defalarca okunacak ilk roman Anna Karenina’dır. Nabokov’un bu büyük roman hakkındaki sonsözü ise Tolstoy’un mirasçısı bir başka büyük yazarın edebiyat, roman ve hayat konusunda vazgeçilmez bir dersi niteliğinde.” 

Orhan Pamuk  

Diriliş

Tolstoy’un inanılmaz gözlem gücünü ve hassas duyargalarını toplumsal eşitsizliğe, üst sınıfların kalpsizliğine ve suçluluk duygularına ve Çarlık Rusyası’nın acımasız bürokrasisine yönelttiği en eleştirel romanıdır Diriliş.

“Diriliş’i bir seferde okudum. Çarpıcı bir eser... En ilginç kahramanlar, prensler, generaller, ihtiyar hanımefendiler, köylüler ve mahkûmlar... Ne usta bir kalemi var Tolstoy’un. Romanının ise sanki sonu yok.”

Anton Çehov  

Efendi ile Uşağı

Tolstoy'un hikâyelerinin bu ilk cildinde, yazarın farklı dönemlerinde kaleme aldığı üç önemli hikâyesini okuyacaksınız. Hikâyelerin üçünde de kar yağıyor. En erken tarihli olan Tipi (1856) ölüm korkusu, hayatta kalmak ve hatırlamak hakkında. 1861’de yazılmış olan Polikuşka'nın temelinde Tolstoy'un Brüksel'deyken duyduğu köy hayatıyla ilgili gerçek bir olay yatıyor. Efendi ile Uşağı (1895) ise, insanların birbirine muhtaç olmaları, eşitlik ve kendini ve ötekini keşfetmek üzerine bir başyapıt.

Kroyçer Sonat

Tolstoy’un şiddetli bir ruhsal kriz içerisindeyken kaleme aldığı Kroyçer Sonat’ın merkezinde ‘Hıristiyan evliliği’nin imkânsız olduğu düşüncesi yatar. Kadınlarla erkekleri birbirine bağlayan o duygusal ve cinsel bağın Tanrı’dan ne kadar uzak ve acı verici olduğunu bütün öfkesi ve açık sözlülüğüyle bu kitapta dile getirir Tolstoy ve bir adamın, içinde büyüttüğü kıskançlık duygusuyla nasıl karısını öldürecek hale geldiğini anlatırken, hem kendi kendisi, hem insan doğası, hem de Hıristiyanlığın özü hakkında konuşur.

Hacı Murat

Lev Tolstoy 1851’de Rus ordusuna yazıldı ve Çeçenlerle savaşmak için Kafkasya’ya gönderildi. Bu savaş sırasında, büyük Avar komutanı Hacı Murat Çeçen lider Şamil’le anlaşmazlığa düşmüş, güvenliği için de Rusların tarafına geçmişti. Aylar sonra, ailesini Şamil’in hapishanelerinden kurtarmaya çalışırken, Hacı Murat ihanet ettikleri tarafından takip edilmiş ve hayatının en kahramanca mücadelesini verdikten sonra, öldürülmüştü. Hacı Murat’ın ölümüne kadarki pek çok olaya şahit olan Tolstoy, uzun yıllar sonra asalet, gurur ve dehşetle dolu bu hikâyeyi kaleme aldı. 1912’de, Tolstoy’un ölümünden bir sene sonra basılan bu son romanı, hem savaş ve siyasetin doğası, hem de iki farklı kültür ve dünya arasına sıkışıp kalmak hakkında bize derin bir bilgi veriyor.

İvan İlyiç`in Ölümü

Tolstoy’un, iyi bir hayat yaşadığını zanneden bir adamın, ölümün yaklaştığını anladıkça
yavaş yavaş aslında yaşamamış olduğunu fark edişini büyük bir saflık ve şaşırtıcı bir samimiyetle anlattığı kısa ama büyük roman.

“Başlardaki adı Bir Yargıcın Ölümü olan hikâyeye ilişkin fikir Tolstoy’un aklına, 1881’de Tula Mahkemesi’nde yargıçlık yapan İvan İlyiç Meşnikov’un öldüğünü duyduğunda gelmiş ve Tolstoy daha sonra Meşnikov’un kardeşinden olayın ayrıntılarını öğrenmişti. Kafasındaki asıl fikir, ölümle önce mücadele eden, sonra da kendisini ona bırakan bir adamın günlüğünü kaleme almaktı. Ama yavaş yavaş eğer üçüncü şahıs gözünden anlatılırsa, hikayenin trajik boyutunun derinlik kazanacağını gördü. Ve günlük, bir romana
dönüştü.”

Henri Troyat, Tolstoy


Aile Mutluluğu

Tolstoy Aile Mutluluğu'nu 1859'da yazdı. Hikâyenin en önemli kaynağı, 1856'da Valeria Arseneva isimli zengin ve yetim bir kızla yaşadığı ve kendi kararıyla sona eren aşk ilişkisiydi. Tolstoy yazıp bitirdikten sonra hikâyeyi zayıf, değersiz ve anlamsız bularak yayımlamaktan vazgeçti, ama arkadaşları ve yayıncısı tam tersini düşünüyordu. Onlara göre Aile Mutluluğu "hayranlık uyandırıcı, yetenekle dolu ve çok anlamlı"ydı. Savaş ve Barış ve Anna Karenina gibi daha sonraki büyük romanlarının temalarını da haber verir.

Son Güncelleme ( Cumartesi, 26 Nisan 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
 
   
 
 
   
   
 

 üye ol fotografını paylaş sende..!!

Galeriye gitmek için TIKLAYIN

 

 

 

  ayakizleri tanıtım

 

Sponsor

Film izle

Magazin Haberleri

Cemiyet Haberleri

 

             
   

 

copyright © Ayakizleri Sanat ve Edebiyat Toplulugu
2006
Cemiyet Magazin