Ana Menü
Anasayfa
Sanat ve Edebiyat
Psikoloji ve Felsefe
Antoloji
Kitap Tanıtımları
Kültür ve Sanat Etkinlikleri
Ziyaretci Defteri
Önemli Adresler
Fotograf Galerisi
Hava Durumu
Galeri
kod parametreleri
 
... Dakika Dakika SİNEMA - TİYATRO - SERGİ - KONSER ve FESTİVAL Etkinlikleri Ayakizlerinde ...
 
Anasayfa arrow Sanat ve Edebiyat arrow Attila İlhan
Attila İlhan
Üye Değerlendirme: / 7
Kötüİyi 
Yazar Şahin   
Pazartesi, 05 Kasım 2007

Yaşamı

1925`te İzmir Menemen`de doğdu Attila İlhan. İlk ve ortaöğretimini İzmir ve değişik bölgelerde tamamlayan genç Attila, lise birinci sınıfta sevgilisine mektupla gönderdiği bir Nazım Hikmet Ran şiiri sebebiyle okulundan kovulup eline bir belge verilir: “Türkiye`nin hiçbir yerinde öğretimine devam edemez”! Tutuklanması, üç hafta gözaltı ve iki ay hapis cabası...

1944`te büyük uğraşlar vererek, Danıştay kararıyla tekrar okuma hakkına sahip oldu. Öğrenimine İstanbul ışık Lisesi'nde devam etti. Lise son sınıftayken, “Cebbaroğlu Mehemmed” adlı şiiriyle CHP`nin düzenlediği ve birçok ünlü şairin şiirleriyle katıldığı yarışmada ikincilik aldı.

Lisenin ardından İstanbul Hukuk Fakültesi'nde öğrenimine devam etti. Fakülte yıllarında ilk şiirleri dergilerde yayınlanmaya başladı. 1948`de tüm şiirlerini topladığı 12 kitaplık şiir serisinin ilk kitabı Duvar`ı, kendi imkanlarıyla yayınladı.

1949`da, Nazım Hikmet`i kurtarma hareketi adına Fransa`ya gitti. Türkiye`ye geri dönüşünde ise artık başı polislerle beladaydı. 1951`de yazdığı bir gazete yazısının doğurduğu baskı sebebiyle tekrar Paris`e gitmek zorunda kaldı. Bu dönemde Fransızca'yı ve Marksizm`i öğrendi. Bu dönüşünde ise artık gazeteciliğe başlayacak, okulunu yarıda bırakacak ve Türkiye`de yavaş yavaş tanınmaya başlayacaktı. Üç yıl sinemayla ilgilendi. Ama aradığını sinemada bulamadı ve 1960`ta Paris`e geri döndü. Babasının ölümü hayatının İzmir perdesini tekrar açtı. Demokrat İzmir gazetesinde başyazarlık yaptı ve bu dönemde evlendi. 15 yıl evli kaldı.

1973`te Ankara`ya Bilgi Yayınevi danışmanı olarak gitti. Sekiz yıl Ankara`da yaşadı. “Fena Halde Leman” adlı romanı bu dönem içinde yazdı. 1981`de İstanbul`a dönen Attila İlhan, ilk olarak Milliyet gazetesinde, ardından, bir süre Güneş gazetesinde, üç yıl Meydan gazetesinde ve 1996`dan sonra Cumhuriyet gazetesinde yazmaya devam etti.  

1970`ten sonra Türkiye`de başlayan ve büyük ilgi çeken televizyon yayıncılığına yöneldi. Halkın beğenisini kazanmış diziler yazdı. Düşünürlüğüne gıpta ettiğimiz ve düşüncelerimizi bir anda çelişkiye düşüren, söyleşileri ise takdire şayandı Attila İlhan`ın. Ne yazık; bir kalp krizi onu 80 yaşında, 11 Ekim 2005`te bizlerden aldı. 

Saygılarla Üstad... 
O ateşli, milliyetçi sosyalist kimliğiyle ve siyah kasketiyle hepimiz tanırız Attila İlhan`ı. Vatanseverliğini bağıra bağıra kazımıştı hatrımıza. Atatürk`e hayranlığı ve İnönü`ye muhalefetini bilmeyen yoktur. Tarihi incelemelerini edebiyata dökmesiyle, romanlarındaki eşsiz ve akıcı tekniğiyle, şiirlerindeki deyimleri halkın ağzına dolayabilmesiyle ve kopya edilemez tekniğiyle, bence yüzyılımızın nadir büyük edebiyatçılarından biriydi Attila İlhan.
 

Başlıca romanları

Sırtlan Payı

Eser, bir yandan 27 Mayıs 1960 devrimini izleyen siyasal panoramayı çiziyor, bir yandan da Balkan ve Birinci Dünya savaşları ile İstiklal Harbi olaylarından kesitler veriyor. 1960 Temmuz'unda bir gece İstanbul'da Emirgan'daki evinde bir enfarktüs geçiren emekli albay Ferid Bey'dir romanın odak noktası. Çanakkale, Gazze (Filistin) ve İstiklal Savaşı gazisi, yetmiş yaşında Miralay Ferid, bu kriz gecesinden ölümüne kadarki zaman içinde (Temmuz-Ağustos), İmparatorluğun ve Milli Mücadele, Mütareke yıllarıyla yakın tarihimizin hesaplaşmasını yapar.  

Zenciler Birbirine Benzemez

Mehmed Ali anasız, babasız büyümüş, Sanat Enstitüsü'nde parasız yatılı okumuştur. İstanbul'da Karaköy'de bir radyo teknik atelyesinde çalışır, geceleri de atelyede yatar. Yetimliğinin üzüntülerini önceleri Allah'a inanarak hafifletmiştir; sonradan kendisi gibi yetim, fakir bir arkadaşının ölümü üzerine bu inancını yitirdi. Sevdiği Şadiye ile evlenebilmek için kendini yetiştirmeye koyulur, sanatını ilerletir. Erzurum'dan askerlik dönüşü Şadiye yoktur. İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır. İşinde ilerlemiş, bol para kazanmaya başlamışken kalkar Paris'e gider. Kaldığı otelde Mısırlı El-Barudi, İspanyol Hernandez gibi komünistlerle, siyasi mülteci, Tito rejimine muhalif Yugoslav Yankoviç gibi bir anti komünistle, Çinli Çang gibi ferdiyetçi biriyle dost ve öğrenci Alman kızı Hilde'ye aşık olur. Vize süresi dolar, üç ay daha uzatır bu süreyi. Yankoviç'in peşine düşmüş kimseler tarafından öldürülmesi, çok sarsar Mehmed Ali'yi. Parası bitmektedir, işsizdir. Paris'te başlayan roman, gene Paris'te, otuz iki yaşında Mehmed Ali'nin sürüp giden bocalayışları arasında sona erer.           

Kurtlar Sofrası

Romanın kahramanı Mahmud Ersoy, Kurtuluş Savaşı'na katılmış, Kuvayı Milliye ruhuyla dolu Hüsnü Faik Bey'in çıkardığı ve "1945'te diktatörlüğe ilk baş kaldıran gazetelerden" Birlik gazetesinde yazardır. Atatürk devrim ve ilkelerini yaşatmaya azimli bir kadronun karşısında karaborsacılar, çıkarcılar vardır: Zihni Keleşoğlu, Kılçık Nazım, Asım Taga, Seyit Sabri, Mordahay ve İbrahim. Adını taşıyan bir firmanın sahibi Keleşoğlu, cami yaptırarak para hırsını gizlemek, bağışlatmak isteyen bir tip. Ölmüş karısından doğma, Paris'te okumuş kızı Ümid ile, içki ve kumar düşkünü ikinci karısı Maide, birbirlerine hiç benzemeyen kişiler. Romanın kurtlar sofrasına yaklaşmış, yaklaşmamış, diğer bir çok kişileri, özlemler, yıkılış ve intiharlarla çıkarlar karşımıza. Kolaylık Yapı İnşaat Şirketi'ndeki yolsuzlukları kamuoyuna duyurmak isteyen gazeteci Mahmut Ersoy, bu iş peşindeİstanbul'dan İzmir'e gideceği sırada, iki yıldır sevdiği Ümid'le vedalaşırken genç kızdan ümitlerini kesmek zorunda olduğunu anlar. Kız, Mahmud'a uzak bir dünyanın kızıdır. Aradan birkaç gün geçince Mahmud'un esrarlı bir şekilde öldürülüşü, Ümid'in hayat anlayışını değiştirir. Zengin babası Keleşoğlu'nun Kılçık Nazım ile konuşup birbirlerini şiddetle suçlamalarına şahit olan Ümid, baba evinden kaçar, Mahmud'un pansiyonunu tutar, sonra da Birlik gazetesi sahibi Hüsnü Faik Bey'i bularak, duyduklarını ona anlatır. Cinayeti ve çevrilen dolapları örten esrar perdesinin kalkmak üzere olması karşısında Keleşoğlu, Almanya'da eski bir dostunun yanına kaçmaya karar verirse de, Kılçık Nazım ile yaptıkları hazırlık yarıda kalır; sahte pasaportlarla daha İstanbul'dayken yakalanırlar. Roman, Ümid'in, Mahmud'un bir sözünü hatırlamasıyla sona erer: " Memleket bir kurtlar sofrasına döndü mü isyan haktır. "

Abbas Yolcu

Bu kitap, Attila İlhan'ın 1949-1952 yılları arasında, o dönem için yepyeni olan bir üslupla kaleme aldığı ve Varlık dergisinde bölüm bölüm yayımlanmış gezi yazılarından oluşuyor. Ama nasıl gezi yazıları? Aslında bir kısmı bugünden dönüp bakıldığında bir günü almayacak gibi görünen, ama zamanında başlı başına birer macera olan gezileri anlatıyor: İzmir-Sındırgı yolculuğu gibi. Attila İlhan'ın kalemi öyle kıvrak ki, kısa yolculukların bile bir edebiyatçı gözüyle nasıl zenginleşebileceğini görüyorsunuz... Attila İlhan, Abbas Yolcu'daki üslup arayışını bakın nasıl anlatıyor: "Abbas Yolcu metinleri, şairin yeni bir Türkçe nesir üslubu çıkarma teşebbüsüdür; ilk romanlarına da -özellikle Zenciler Birbirine Benzemez'e- sıçrayacak olan bu çalışma, 40'lı yıllarda epeyce taraftar bulacak; 60'lı yıllardan itibaren, artık bilinen ve imzasız da tanınabilen Attila İlhan üslubunu oluşturacaktır."

Gazi Paşa

Kurtuluş Savaşı'nın en hareketli günlerini Mustafa Kemal''in yaşamı içinde anlatan roman, Kuvay-ı Milliye'nin İzmir'e girişi, Trakya'nın geri alınması ile bitiriyor. Mustafa Kemal, Latife Hanım, Fikriye Hanım, İsmet Paşa, Hoca Paşa (Fevzi Çakmak), Mustafa Suphi, Çerkez Ethem, Kazım Karabekir... Tümünü çok yakından bildiğimiz bu isimler, Attila İlhan kurgusu ile romana girip çıkıyorlar. 500 sayfa, bir solukta okunup bitirilecek, yakın tarihimizin en önemli günlerini bizlere anımsatacak bir roman.

Haco Hanım Vay

Osmanlı'nın son günleri... Doktor Feridun Hakkı, yüzlerce yıllık imparatorluğun çöküşünü Şam'dan izliyor. Feridun Hakkı'nın kabusları, artık yüzlerini bile hatırlamadığı yaralı askerlerin, kendi kestiği kol ve bacaklarıyla dolu. Doktor'un düşleriyse, bu karanlık günlerde hayatında yaşadığı ilk tutkunun esiri... Yeşil gözlü, barut esmeri bir dilberin, Haco Hanım'ın tutkusu... Doktor Feridun Hakkı ile Haco Hanım'ın yolları, İmparatorluğun çöküş günlerinde kesişiyor. Osmanlı'nın iki ucunda iki önemli şehir: İzmir ve Şam. Biri elden çıkmış, öteki işgal altında. Şam'ın elden gitmesiyle İzmir'e gelen Doktor, vatanseverlerle temas halinde. Ve aklı Haco Hanım'da...

Şiirleri

Tüm şiirleri 12 kitaptan oluşur.

Duvar (1948)
Sisler Bulvarı (1954)
Yağmur Kaçağı (1955)
Ben Sana Mecburum (1960)
Bela Çiçeği (1961)
Yasak Sevişmek (1968)
Tutuklunun Günlüğü (1973) - 1973-74 TDK Şiir Ödülü
Böyle Bir Sevmek (1977)
Elde Var Hüzün (1982)
Korkunun Krallığı (1987)
Ayrılık Sevdaya Dahil (1993)
Kimi Sevsem Sensin (2002)

"Şiir, insanların yaşadıkları anlara, duygularına, onların
içeriklerine isim koyma sanatıdır."


Estetik ve sosyal sentezini bir bütün olarak yapabilenleri çağdaş sosyal şair olarak gören Attilâ İlhan, içeriğin hangi sanat yoluyla açıklanması gerekiyorsa onun kullanılması gerekliliğini belirtir. Fikir sentezi ve estetik sentezi tamamsa hepsinde bir ortalama tutturmak mümkündür.

Bilginin şiirdeki rolüne çok önem veren Attilâ İlhan, zekayla şiir yazmanın bilgi sahibi olup da o şiiri kendi hassasiyetiyle yazmaktan çok farklı olduğunu gözlemler. Zekayla şiir yazılmaz, yazılırsa şiir olmaz. Duyguya gerek vardır. Şiir bir "vergi"dir.
Anı ve Denemeler

Anılar ve Acılar

1.Hangi Sol (1970)
2.Hangi Batı (1972)
3.Hangi Seks (1976)
4.Hangi Sağ (1980)
5.Hangi Atatürk (1981)
6.Hangi Edebiyat (1993)
7.Hangi Laiklik (1995)

Atilla İlhan'ın Defteri

1.Faşizmin Ayak Sesleri (1975)
2.Batı'nın Deli Gömleği (1981)
3.Gerçekçilik Savaşı (1980)
4.Sağım Solum Sobe (1985)
5.Ulusal Kültür Savaşı (1986)
6.Aydınlar Savaşı (1991)
7.Kadınlar Savaşı (1992)
8.'İkinci Yeni' Savaşı (1983)
9.Sosyalizm Asıl Şimdi (1991)

Bu kitaplarda tüm sosyal yaralarımızı, eksikliklerimizi, toplumumuzun ve siyasetin Türkiye`ye verdiği zararları, analiz edip kendi çözümlerini ve düşüncelerini sunmuş bizlere.

Türkiye`nin aydın sesiydi. Ne yazık; bir kalp krizi onu 80 yaşında, 11 Ekim 2005`te bizlerden aldı.

Tutuklunun Günlüğünden: "Kendini öldürmeyi belki  bin kere tasarlarsın da,  Bir kere aklından geçmez bitirmeden ölmek şarkıyı" Nesiller minnetini şarkı söyleyerek gösterecektir.

Saygılarla...

Son Güncelleme ( Cumartesi, 26 Nisan 2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
 
   
 
 
   
   
 

 üye ol fotografını paylaş sende..!!

Galeriye gitmek için TIKLAYIN

 

 

 

  ayakizleri tanıtım

 

Sponsor

Film izle

Magazin Haberleri

Cemiyet Haberleri

 

             
   

 

copyright © Ayakizleri Sanat ve Edebiyat Toplulugu
2006
Cemiyet Magazin